Kadim tarihte meydana gelen felaketlerin ve huzursuzlukların kaynağını cehalet teşkil eder. Cehalet, karanlıkların en korkuncudur. Lakin en derin ve korkunç karanlık bile tek bir mum ışığını söndüremez.
İnsan yaşam yolculuğunda daima öğrenen bir varlık olduğu için iki rol arasında sürekli gidip gelir. Ya öğretendir ya da öğrenen. Ya öğretmendir ya da öğrenci. Ve öğretirken de öğrenir. “Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Fakat sakın beşincisi olma. Yoksa helak olursun.” denir bir hadiste.
Aydınlık karanlığı, Hak batılı, iman küfrü nasıl yok ediyorsa; gerçek ilim de cehaleti öylece yok eder.
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
Öğretmek bir hayata dokunmaktır. Bir ruha bir gönle dokunmak.
Ecdadımız yıllarca kalemi kılıçla perçinlemiş, kılıç ile fetih ettiği topraklarda kalem ile hüküm sürmüştür. En muhteşem zamanlarında eğitim ve eğitimciyi baş tacı etmiştir. Öyle ki Fatih Külliyesinde 16 okul-medrese yaptırmış, müderrislerine günlük 50 akçe maaş ödemiştir. Fatih döneminde 10 akçe ye 1 koyun alındığına göre varın siz hesap edin.
‘’Bir Dirhem ilim bin okka edebe muhtaçmış’’ Razi
“ İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.
Sen, kendini bilmezsin. Ya nice okumaktır.” dizeleri de, gerçek ilmin, eğitimin ne demek olduğunu, ne kadar güzel ifade ediyor değil mi?
Hocasına babasından ziyade hürmet eden Zülkarneyn’e, nedenini sormuşlar, O da: “ Babam benim yukarıdan aşağıya inmeme sebep oldu, hocam ise aşağıdan yukarıya çıkmama çalışıyor.” demiş.
‘’Bal ile sütün bileşiminde bal nasıl sütün içinde erirse ve orada kaybolursa, öğrenci de öğretmeni ile böyle bir ilişki içinde olmalıdır’’ der Mevlana. Onun eteğine yapışmalıdır ki onu yüceltsin. Zîrâ öğreten daha rahat yükselsin diye öğrencisini önce alçaltır, benliğinden sıyırır, hafifletir.
‘’Yalnız iki kimse gıpta edilmeye layıktır. Bunlar da; Allah’ın kendisine verdiği malı, hak uğrunda sarf eden, muhtaçlara dağıtan kimse ile, Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilmi öğreten kimsedir.’’ İmamı Gazali’ye göre Kur’an ı kerimin 763 ayetinde ilimden ve ilim adamından bahsedilmektedir.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed sav. gelen ilk vahiy: “Oku,’’ diye başlamaz mı?
Öğretmenler Günü; Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Türkiye’de ise her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır .Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir.
Bizde 24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği” kabul ettiği gündür. 1992 den beri resmi olarak kutlanır. Ne demiş M. Kemal:
‘’Memlekette eğitim ve öğretim ışığının yayılmasına ve en derin köşelere kadar işlemesine özellikle gözlerimizi çeviriyoruz. Eğitimdir ki, bir milleti özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder.
Öğretmenlik ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir. Öğretmek için öğrenmek gerek. Ve gönlünüzde bir sevda yok ise öğrencilik zor gelir. Öğretmenlik yapar ama öğretmen olamazsınız.
Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. ‘’
M. Kemal Atatürk
