Genel, YAZILAR, Yazılar

Bağ Bozumu-Üzüm’ün Hikayesi

Sonbahar demek Yaz Işıklarının yerini kaçamak dökülüşlere bırakması demektir. Pencere kenarında göçen kuşların kanat vuruşlarında hayallere dalmak; içerde pişen kestane kokusunu duymaktır.

Sokaklarda hızlı hızı yürüyen insanları peşi sıra kovalayan yaprakların mevsimidir Sonbahar. Şiir yazmanın yerini okumaya bıraktığı mevsimdir Sonbahar.

Güz güneşi ışıklarını ar edercesine saklarken başka bir telaşın mevsimi de başlar Bağ Bozumu nun telaşı ve keyfidir bu…

Üzüm ün tarihi 10.000 yıl önce Anadolu da başlamıştır. Tarih boyu önemini kaybetmeyen üzüm Mitolojide daha çok şarap haliyle tanrıların içkisi olarak kabul edilmiştir.

Tevrat, İncil ve Zebur’da da şaraptan kutsal içki olarak bahsedilir. Türk kültür ve mitolojisinde; güzellik, bereket, kan, can, aşk ve sağlığın sembolü olarak geçmiştir. Türk Edebiyatında şarap,  ‘Duhter-i Rez’(üzümün kızı) diye adlandırılmıştır.

Kelime Üz kökünden gelir. Orta Asya Türkçesinde Üz ”koparmak” demektir.

Hayatımızdan bir insan, sevdiğimiz bir şey ‘koptuğunda’ veya üzülürüz…

Hikayesi: Eski Türkler pagandı. Kendilerini doğanın bir parçası olarak görürlerdi. Şarabıyla insana aşk, hüzün ve coşku veren bu meyvenin bir ruhu olduğuna inanırlardı.

Bağ bozumlarında hüzünlü şarkılar söylenir ve ‘kopartılan’ (üzülen) üzümlerin ruhlarına kadehler kaldırılırdı.

İşte tüm meyveler dallarından koparıldığı halde sadece ‘üzüm’ kopartma fiilinden türemiştir.

Nuh peygamber bir gün Ağrı Dağı’nın eteklerinde dolaşırken son derece neşeli bir keçi görür. Keyifle hoplayıp zıplayan keçinin neşesinin kaynağını

merak eden Nuh peygamber, keçiyi takip eder ve keçinin iri taneli bir meyveyi yediğini görür. Bu meyveyi çok beğenen peygamber üzüm suyunun tiryakisi olur.

Nuh’un keyfini fark eden şeytan, onu kıskanarak yakıcı nefesiyle asmaları kurutur. Ancak, Nuh bu duruma çok üzülüp kederlenince şeytan merhamete gelerek, asmayı kurtarmak için yedi hayvanın kanıyla sulanması gerektiğini söyler. Nuh, onun dediği gibi aslan, kaplan, ayı, köpek, horoz, tilki ve saksağandan oluşan yedi hayvanın kanı ile asmayı sular ve asma yeniden canlanır. İşte bu yüzden o günden beri üzümün suyundan içenler:

Ya aslan gibi cesur, ya kaplan gibi yırtıcı,

Ya ayı gibi kuvvetli, ya köpek kadar kavgacı,

Ya horoz gibi gürültücü, ya tilki gibi kurnaz,

Ya da saksağan gibi geveze olurlar…

Yorum bırakın