
Kalp nedir? Sadece kan pompalayan bir et parçası mı? O kadarı hayvanda da var. Masiva dan uzak durup dinlerse insanoğlunda kalp ona hakikatini ifade eden bir latifedir. İdrak eden, muhatap olan, hidayete eren, gaflet eden, talepte bulunan ve ayıplanıp azarlanan işte hep bu latifedir.
Kalp keşif ve ilham yeri, bilme aracı, bilinmeyenin anlamının yansıdığı ve hikmetlerin indiği bir aynadır. Allah-u Teâlâ, sonsuzluğu insanın içine koymuştur.
“Ben yere göğe sığmam, hâlbuki mü’min olan kulumun kalbine sığarım.”
Kalp; sevgi ve nefretin, cesaret ve korkaklığın, iyilik ve kötülüğün, kısacası bütün duyguların kaynağıdır. Güzellikler de çirkinlikler de kalpte başlar, kalpte yani gönülde biter. Sıkıntı dediğiniz aslında gönlünüz onu istemediği için‘sıkıntı’dır. Güzel dediğiniz ise gönlünüz ona razı geldiği için güzeldir.
Kalp aşka yöneldiğinde gönül, inkâra yöneldiğinde nefis olurmuş. Bundan dolayı gönül, aşkın ve tevhidin ebedî yurdu hâline gelmiştir. Gönül kalbin çiçeklenmiş hali gibidir, kalbin aşk halidir. Zaten aşk özü gönül olan bir uzun hece değil midir? Bir şeyin özüne varmasını bilen, o şey üzerinden kendi özünü bulurmuş. O sebepten ‘Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.’
Gönül gözüyle bakmak; olayların, eşyanın, varlığın arkasındakini görebilmek, onların özüne varmaktır. Göz nasıl eşyanın üzerine düşen ışığı kullanarak var olanı görüyorsa kalpte eşyanın etrafındaki yaratılışa ait ışığı, ilmi görür.

Kalbin ışığı, gönlün nuru diye sorunca laf diye geçen dostlar: 1938’lerde iki İngiliz Sir A. Keith, diğeri İskoç J.Flack, görmüşler bu ışığı. Ve bu yere “Keith- Flack Düğümü” veya “Sinoatrial Düğüm” adını vermişler. Kalbin istem dışı hareketini sağlayan bu nokta, yanıp sönen bir hareketle kalbe ışık ve gereken enerjiyi vermektedir. Bu noktada yer alan ve kendi kendine elektrik aktivitesi üreten bu hücreler(Pacemaker hücresi) standart kalp hücrelerinin aksine, kalp atımlarının üretilmesi hız ve ritminin düzenlenmesi işlevini yapar ve hiçbir yerden uyarı almadan kendi kendine, senkronize ve otomatik olarak çalışırlar. Bu ışık ne zaman biterse, insan hayatı da o zaman bitmektedir.
Bu ışık aslen giz alemine açılan sır kapısıdır süveydadır, kalbin özüdür. Bu kapı sonuna kadar açık olsa da içinden geçmek zordur. Ancak ilim ve muhabbet ile yoğrulur dost ile harmanlanırsa geçilir.
‘Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı’
Çağımızda bugünlere ve yarınlara yön veren kalpler bedenlere esir olmuşlar. İnsanlık, topyekûn bir merhametsizlik, vicdansızlık ve vurdum duymazlık içinde kaybolmuş.
O nedenle bizim bugün kalplerin pasını, katılığını, hastalığını silmeye, merhamet seferberliğine ihtiyacımız var. Birlikte ağlayıp birlikte gülmeye, kibir değil tevazuya, yalan yerine sadakate, kabalık değil nezakete, katılık değil letafete, korku değil cesarete ihtiyacımız var.
Ben yerine “biz” olmaya ihtiyaç var. Asıl elde tuttuğumuzun değil, dağıttığımızın bizim olduğunu hatırlamaya ihtiyaç var.
Biz bugün akılsız olduğumuz için değil, gönlümüzü unuttuğumuz için bu haldeyiz. Akıl ayrı kalp ayrı şey dediğimiz için bu haldeyiz.
Yağmur, buz, kar, buhar, H2O hepsi nasıl suyun farklı halleri ise tüm bu bahisler kalbin farklı mertebeleridir sadece. Kalbin bir aklı vardır, aklın da bir kalbi vardır. İnsanoğlunun aradığı bütün soruların cevapları orada gizlidir. Yeter ki insan kalbini, gönlünü açsın. Kendindeki bu cevheri görsün ve hem kendine hem evrene gönül gözüyle bakabilsin.
Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil
2Gönül Çalab’ın tahtı, gönüle Çalab baktı
Kim gönül yıkarısa iki cihan bedbahtı
Murat Üşar
01.03.2022
