2900 yıl öteden bir bilmece…
Hiç bir insan kaçamaz kadеrindеn, istеr korkak olsun, istеr yürеkli.
…vе sonsuzluğa dеk sonum olarak anımsayacağım o gün gеldi.
Bu zamanlarda sanatçının kimliğini kestirmek için eserine bakmakla yetinmez oldu insanoğlu. Kimdi bu Homeros belki en çok bilinen belki de hiç bilinmeyen bir ozan! Bir tarihçi, yazar? Birde biz yorumlayalım istedik üstadı. Sürç-ü lisan ettiysek af ola.

Hakkında birkaç farklı yorum olsa da bilimsel çevrelerde kabul gördüğü şekli ile Homeros MÖ 9.yüzyıl İyon yasında Ege’de Smyrna Şehrinde İzmir’ de doğmuştur.
Babasından hiç bahsedilmemesi onun babasını tanımadığını muhtemelen küçük yaşta kaybettiğini gösterir ki o dönemde savaşlar ve hastalıklar nedeni ile pek sık rastlanan bir durumdur. Bir eserde kısaca annesinden bahsedilir. Homeros’un adı Antik Yunancada “köle” anlamına geldiğine göre bu durum annesinin de soylu ya da özel bir kadın değil en fazla sıradan bir İon vatandaşı olduğunu gösterir. Muhtemeldir ki soylu ya da varlıklı bir alenin işlerini yapan annesinin yanında büyümüştür. Babasız bir çocuk olarak zorluklar içinde büyüdüğünü tahmin etmek de zor değil. O dönemlerde tek zevki yaygın olarak anlatılan hikayeler ve efsaneleri dinleyerek bunları hafızasına kazımak olsa gerek. Sıradan bir ailenin çocuğu olarak tasvir eder isek Homer mutlaka biri tarafından keşfedilmiş ve iyi bir eğitimde almış olmalı. Öyle ya dünya mitolojisini kökten etkileyecek hatta bir anlamda eski Grek mitolojisini yaratacak iki eser bıraktığına göre iyi eğitimli, oldukça zeki , hafızası güçlü, ses tonu etkileyici,…
Tüm bunları hayal edip söylemek yanlış olmasa gerek.
Hikayelerini bizzat kendimi yazmış yoksa ölümünden 400 yıl sonra mı yazılı hale getirilmiş net değildir. Net olan onun gençken kuzeydeki savaş ve destan kaynağı olan Troia’ya kadar bütün Aiollia Şehirlerini, güneydeki İonia Şehirlerini ve adaları gezip bilgi toplayıp, hikayeler anlattığı; destan, şiir, şarkı söylediği ve duyduklarından, biriktirdiklerinden yeni derlemeler yaptığıdır.
Homeros iki büyük destanının ilki olan ‘İlyada’ da on yıl süren Troia Savaşları’nı anlatır. İkinci destanı olan Odysseia: Troia Savaşı’ndan dönen Odyseus’un serüvenlerini anlatır. Aslında ikinci eser destandan öte Yunan toplumunun yaşamını; aşk, kıskançlık, sıla özlemi, aile bağları gibi konularını özetler, hikayeleştirir.
Bütün bunları bir tanrı koymuştu bеnim gönlümе: Hеr insanın hoşlandığı şеylеr başka başka.
Dede Korkut Hikâyelerinden Tepegöz ’de de Odysseia ‘ya benzer olaylar geçmektedir. Bu iki eserdeki benzerlikler, kültürlerin birbirlerine etkisi açısından önemlidir.
Uyaksız olarak yazılan dizeler Yunanlıların ‘Heksametron’ dedikleri altı ayaklı farklı bir ritim ölçüsünde: kısaca hece uzunluğu ve kısalığına dayalı olarak yazılmıştır.
Anlatımında ki İon ve Aeolik diyalektlerin üslup farklılığından Homeros’un İlyada’yı gençliğinde bu seyahatleri sırasında derlediğini; Odysseia’yı ise daha sonra ki yıllarda belki de ilerleyen yaşlarında yaptığını söyleyebiliriz.
Odeyysia destanının içinde kör bir ozanın hikayeler anlatmasını temel alanlar Homeros’un kör olduğundan bu nedenle hikayelerini bu şekilde çalıp söylediğinden bahsetse de hem yetim hem kör bir çocuğun o dönem şartlarında bu şekilde yetişmiş olması zordur. Ayrıca kör olduğuna dair anlatılanlar birkaç anlatımdan öteye geçmez.
Tarihte tesadüf yoktur!..
Tanınmış pek çok lider de Homeros’un kahramanlarından etkilenmiştir. Büyük İskender’in Akhilleus’tan fazlasıyla etkilendiği ve yastığının altında İlyada destanıyla uyuduğu rivayet edilir. Fatih Sultan Mehmet, Papa II. Pius’a göndermiş olduğu mektubun bir bölümünde İstanbul’u alarak Hector’un intikamını aldığını dile getirmiştir.
Troialı Prens Komutan Hector, Çanakkale bölgesindeki Truva’yı kuşatan Yunan Akha ordularının bir komutanı olan Akhilleus tarafından yenilgiye uğratılır. Yunan Akha ordularının başında Kral Agamemnon vardır. Bu nedenle İngilizler Çanakkale savaşında boğaza ilk olarak Agememnon zırhlısını sürmüşlerdir. Savaş sırasında batmasına izin vermedikleri gibi 1.Dünya Savaşı‘nda yenildiğimizde Mondros Antlaşması’nın bu zırhlıda imzalanmasını sağlamışlardır.(Hilal Uğruna, Çanakkale kitabımızdan)
Mustafa Kemal, bu yüzden Batı‘ya Kurtuluş Savaşından sonra yaptığı bir açıklamada “Hector’un öcünü aldım” demiştir.
Homeros’un ölümü ile ilgili net bilgiler olmasa da Uzun bir vakit Ege’de hayatını sürdürdüğü ve daha sonra Adalar Denizi’ndeki küçük adalardan birinde öldüğü rivayet edilir.
Homeros’un yazdığı destanlar Antik Çağı derinden etkilemiş ve bunların aracılığıyla da bütün Batı edebiyatına etki etmiştir. Son yıllara kadar tüm batılıların ezbere bildiği başucu kitapları olmuşlardır.
Homeros yaşamış büyük bir ozandır. O büyük bir söylence mit geleneğinin ortasında doğmuş, yani Troia efsanelerini kendi yaratmamış, yalnızca derleyip toparlamıştır. Eserinde insanları iyi ve kötü olarak birbirinden net olarak ayırmadan son derece gerçekçi bir tarzda yazmıştır. Kahramanların gerçek kişiliklerini derinliğine analiz eder.
Homeros, tüm bu mitolojik ögeler arasında bize insan olduğumuzu gösterir. Bizler kusurluluğumuzu, insanlığımızı bazen tanrıların suretinde bazen de savaş sırasında bir askerin suretinde anlatır. İşte yüzyıllar boyu eserlerinin okunmasının sebebi bu gerçek ve yalın anlatımda her okuyanın bu efsanevi dünya da kendinden bir gerçeklik , kendinden bir duygu bulmasıdır.
Zira her insan kendi hikayesini okumayı sever.
Murat Üşar
28.01.2022

Yazımınıza anlatımınıza aktarımınıza teşekkürler 🙏
BeğenBeğen