Genel, YAZILAR, Yazılar

Lale

Lale sadece bir çiçek midir? Efsanelerde Afrodit’e duyduğu aşktan öldürülen Adonis’in kan damlaları ile mi hayat bulur? Pers hikayelerinde anlatıldığı gibi çiğ damlası üzerinde iken yıldırım düşen ve alev alan bir yapraktan mı çiçek açar? Yoksa Şirin’in aşkından çöllere düşen Ferhat’ın kırılan kalbi ile dolaşırken çölde kum tanelerine dökülen gözyaşlarından mı doğar?

Muhteşem Süleyman’ın Hollanda kralına gönderdiği hediye mi? III.Ahmed ve Nevşehirli İbrahim Paşa’nın dönemine adını veren, Şair Nedim’in şiirlerine konu olan, Dersaadet İstanbul’un sokaklarını süsleyen dönemin adı mı? En mahir hattatların kaleminden damlayan ‘Allah’ lafzı mı?

Ters dönüp Mimar Sinan gibi ustaların acılarını baş yapıtlarına yansıttığı motif mi? Hangisi? Hepsi.

Mitolojide, efsanelerde, şiirlerde mimaride, bahçelerde, ‘ilahi aşk” anlatımlarında, ebru ustasının ebrusunda, şarkılarda hep vardır.

Bir çiçek değil bir çiçekten fazlasıdır Lale…

İnsanlığın yüzyıllar boyu sahip olduğu çeşitli duyguların yansımasıdır.

Lale’yi şiirlerde ilk kullanan kişi Mevlana olduğu için mi böyle derin ve esrarlıdır acaba! Yoksa Allah lafzı ile aynı harfleri taşıdığı için mi? Ya da tersten okununca aks-i lale Hilal kelimesi çıktığından mı?

Türkçeye Farsçada geçen kelime adı Eski Farsçada “kırmızı şey” anlamına gelen “alālag” sözcüğüdür. Zamanla “gelincik” ya da “Anemon” yani Manisa Lalesi anlamına gelen لاله (lāle) kelimesine geçmiştir. 17.yüzyıldan sonra anlam kayması ile adı ‘Tulip’ şeklinde değişmiştir. Zira Kanuni ‘nin hediyesi olarak Lale ile tanışan Avrupalı Türklerin bu bitkiye “tulipan” adını verdiklerini kaydeden Busbeke’in hâtıratına istinaden Türklerin başlarına sardıkları tülbentle ilgili olduğunu düşünüp “sarık biçimindeki çiçek” anlamında Tulip adını kullanılmasına vesile olmuştur.

Bugün Avrupa ve ülkemizde görülen Lale Osmanlı döneminde Kaba Lale olarak adlandırılan türdür. Osmanlı ‘da 2000 çeşidi olduğu varsayılan Lale’nin en güzel ve makbulü İstanbul Lalesi olarak da anılan çiçeği badem biçiminde, berkleri ise hançer şeklinde ve uçları tığ gibi ince, uzun ve sivridir.

Lale Efsanesi

‘Efsaneye göre Babasına aşık olarak günah işleyen Myrrha(Mür Ağacı) mür ağacına dönüşürken içinde yasak aşkının tohumlarını taşıyordu.Fakat ağaç gövdesi bu, sırrı belli etmiyordu. Nihayet Doğum Tanrıçası,  Myrrha’nın durmunu fark edip çocuğunu doğurmasına yardımcı olur.

Orman perileri çocuğu alırlar ve güzelliğinden dolayı onunda bir peri olduğunu düşünürler. Gerçekten de Adonis bir tanrı kadar güzel doğmuştur, ve büyüdükçe de güzelleşmektedir.

Spil Dağında perilerle yaşayan Adonis büyüdükten sonra kaderin bir oyunu olarak Afrodit’in istemeden attığı bir okla yaralanır. Onu ilk gördüğü andan itibaren aşık olan Afrodit, onu iyileştirir ve ona öğütler verir. Ormanda nerelerde gezinmesi gerektiğini, hangi hayvanlardan uzak durması gerektiğini anlatır.

Afrodit sevgilisi ile mutlu yaşarken kıskançlık devreye girer. Erkek tanrıların korkuttuğu bir yaban domuzu aniden mağarasından fırlayıp Adonis’e doğru koşmaya başlar. Adonis yaban domuzunu kargısıyla vurur. Fakat yaban domuzu da güçlü ve çeviktir ölümcül bir yara verir Adonis’e.

Bu durumun farkına varan Afrodit hemen sevgilisine doğru koşar. Alelacele telaşla koşarken çıplak olan ayaklarına dikenler batar. Afrodit’in ayaklarından gelen kan damlaları sıçradıkları beyaz gülleri kırmızıya çevirir. Çevirir ki bundan sonra her tür aşkın ve esrarın sembolü olsun.

Afrodit Adonis’in cansız bedenini görünce kahrolur ve her sene yapılacak törenlerle onu anmaya yeminler edip ağıtlar yakarken Adonis’den damlayan kanlar toğrağa düşünce lal kızıl) rengi çiçekler bitiverir Manisa’nın bu dağında.

Adonis gibi kısa yaşayan Manisa Lalesi.

Yorum bırakın