Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır.
Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oybirliği ile kabul edilişinin yıl dönümüdür.
Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir.

24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür.
Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun “Başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanması başlanmış ve bu kutlamalar 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Peki Nedir Öğretmenlik / Öğretmek: Öğretmen-öğrenci münâsebetlerine ışık tutmaya çalışan Mevlânâ, tasavvufî ağırlıklı bir misâlle konuyu ele alır. Bu konuda bal ile sütün ilişkisini örnek olarak vermektedir. Ona göre, bal ile sütün bileşiminde bal nasıl sütün içinde erirse ve orada kaybolursa, öğrenci de öğretmeni ile böyle bir ilişki içinde olmalıdır. Onun eteğine yapışmalıdır ki onu yüceltsin. Zîrâ terbiyeci öğrencisini önce alçaltır, benliğinden sıyırır, sonra hafiflediği için yüceltir.
İlk insandan günümüze kadar insanlık tarihini incelediğimiz zaman görürüz ki, meydana gelen felaketlerin ve huzursuzlukların kaynağını genelde cehalet teşkil etmiştir. Cehalet, karanlıkların en korkuncudur. Lakin en derin ve korkunç karanlık bile bir mum ışığını söndüremez.

İslam; hikmeti, bilgiyi ve bilgiliyi daima ön planda tutmuş; ilme, alime, öğretmene, öğretmeye öğrenmeye, yazmaya ve okumaya büyük önem vermiştir.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed SAS.e gelen ilk vahiy:
“Oku, yaratan Rabbin’in adıyla, O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabb’in nihayetsiz kerem sahibidir ki, O, kalemle yazı yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini O öğretti.”
İmamı Gazali’ye göre Kur’anı kerimin 763 ayetinde ilimden ve ilim adamından bahsedilmektedir.
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
Aydınlık karanlığı, Hak batılı, iman küfrü nasıl yok ediyorsa; bunun gibi gerçek ilim de cehaleti öylece yok eder.
Yalnız iki kimse gıpta edilmeye layıktır. Bunlar da; Allah’ın kendisine verdiği malı, hak uğrunda sarfeden, muhtaçlara dağıtan kimse ile, Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilmi öğreten kimsedir.

Ecdadımız yıllarca kalemi kılıçla perçinlemiş, kılıç ile fetih ettiği topraklarda kalem ile hüküm sürmüştür. En muhteşem zamanlarında eğitim ve eğitimciyi baştacı etmiştir. Öyleki Fatih Külliyesinde 16 okul-medrese yaptırmış, müderrislerine günlük 50 akçe maaş ödemiştir.
(Fatih döneminde 10 akçe ye 1 koyun alındığına göre 50 Akçe ye 5 koyundan bugün 1 koyun 1000 TL dersek günlük 5000 TL maaşları olduğu söylenebilir)
*Bu dünyada uçmak için iki kanat gerekir. Uçamayan kuş ise avcılara yem olur. Maneviyattan ve gerçeklerden yoksun yetişen nesillerin durumu kanadı kırık kuşun haline benzer Ecdadını tanımayan, hakikatin parçası olamayanlar sadece avcılara av olurlar.
‘’Bir Dirhem ilim bin okka edebe muhtaçmış’’ Razi
Yunus’un;
“ İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen, kendini bilmezsin.
Ya nice okumaktır.” dizeleri de, gerçek ilmin,eğitimin ne demek olduğunu, ne kadar güzel ifade ediyor değil mi?
Yalnız iki kimse gıpta edilmeye layıktır. Bunlar da; Allah’ın kendisine verdiği malı, hak uğrunda sarfeden, muhtaçlara dağıtan kimse ile, Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilmi öğreten kimsedir.
Hocasına babasından ziyade hürmet eden Zülkarneyn’e, nedenini sormuşlar, O da: “ Babam benim yukarıdan aşağıya inmeme sebep oldu, hocam ise aşağıdan yukarıya çıkmama çalışıyor.” demiş.
Bu nedenle Büyük Atatürk ün de dediği gibi:
Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
